Can'ı tanımıyorum sadece hakkında anlatılanları biliyorum. Kendi halinde, sessiz, sakin, çekingen, kaderini kabul etmiş, her zaman saygılı, sürekli elinde cola ve çekirdekle apartman duvarının üzerinde oturan bir çocuk. Yirmi yaş Can'ın ödediği bedeli ödemek için çok erken geliyor bana. Hikayeyi dinlediğimde "bu kadar mı ağır olmalıydı bir damla sevgi ve ilgi istemenin karşılığı "deyiverdim.
İş yerimizi ilk açtığımızda tanıştık Lara'yla. Yabancılara alışana ve kendini ispatlayıp kabul ettirene kadar güç gösterisini bırakmıyordu. Köpeklerden her zaman korkarım tabi Lara'dan da korktum ilk başta. Akıllı ve duyarlı bir köpek olduğu için bizden zarar gelmeyeceğini kısa zamanda anladı. Hem biz onu hem de o bizi kabul etti. Çok sonra öğrendim yarım kalan bir sevgi ile yaşamaya devam etmeye çalıştığını. Şimdi kim bilir nerede ve hatta hayatta mı?
Sevgili Sevim Teyze anlattı hikayeyi hem ağlayarak hem ağlatarak.
Can da çoğu çocuk gibi mutlu bir aile ortamında doğmuş ama sadece o kadar . Anne ve babası ayrılınca yaşamına annesi ile birlikte devam etmeye başlamış. Kısacık yaşamında tek istediği ve ihtiyaç duyduğu anne sevgisi ve ilgisi ne kadar istese de ona verilmemiş. Ne yazık ki hayattan her istediğimizi alamıyoruz. İsteklerimizi vermediği için sanırım onun da geçerli nedenleri var.
Lara ve Can kader ortaklığı yaparak ayakta durmaya çalışmışlar. Can yirmi sene boyunca bir kere bile isyan etmemiş tüm çektiği ızdıraplara rağmen ama son isyanı çok büyük olmuş. Annesinden son kez istediği ilgi büyük bir tersleme ve terkediliş ile sonuçlanınca o da kendisine hazin bir çözüm bulmuş. Ertesi sabah sahibi ile ilgili kötü haberi Lara vermiş çevredekilere.
"Keşke" dedi Sevim Teyze "keşke Can'a ben sahip çıksaydım".
Artık Can için ne keşkenin, ne sevginin ne de ilginin bir önemi yok.
